2011 Akdeniz'deki uluslarası dengelerin yeniden şekillendiği bir yıl olacak anlaşılan. Şu iki ayda yaşadıklarımıza bakın... İki ayda Batı kuklası iki rejim yıkıldı, üçüncüsüyse yıkılmaktan beter oldu. Akdeniz'deki diğer ülkeler; Fas, Cezayir ve Lübnan'daki rejimler de sallantıda.
Lakin Akdeniz kıyılarında yaşanan bu gelişmeleri tek tek ele alırsak resmin bütününü göremez, parçalar arasına kaybolup kalırız.
Bu nedenle Akdeniz'deki her bir gelişmeye ferasetle bakmamız gerekiyor.
Zira sadece son iki ayda da değil, son iki yılda yaşanan birçok gerilimin temelinde Akdeniz'in kimin güdümünde olacağı sorunu yatıyor.
2010 yılının Eylül ayında Rus General Ivanov'un ülkesinin kiraladığı deniz üssündeki modernizasyon çalışmalarını denetlemek üzere gittiği Suriye'de öldürülmesinde,
İsrail istihbarat şefi Tamir Pardo'nun daha göreve gelmeden yaptığı açıklamada Mossad'ın 2011 yılından başlayarak Avrupa'yla ilişkilerini düzeltip, Rusya'nın Türkiye ve Suriye'deki faaliyetlerine odaklanacağını söylemesinde,
İsrail'in Yunanistan ile yakınlaşmasında, Kıbrıs Rum kesimiyle Doğu Akdeniz'deki doğalgaz ve petrol rezervleri için ortaklık anlaşması imzalamasında,
Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Kıbrıs Rum kesimini ziyaretinde Türkiye'yi suçlayarak Rumlara tam destek vermesinde,
Kıbrıslı Türklerin, anavatan Türkiye'ye karşı kışkırtılmasında,
Başbakan Erdoğan'ın Almanya ziyaretinde Berlin'in yarasına parmak basarcasına Almanyalı Türklere ‘Çocuklarınıza önce Türkçe öğretin' diye seslenip, NATO'nun Libya'ya müdahale etmesine yönelik düşüncelere ‘Böyle saçmalık olur mu' diye tepki göstermesinde,
İki İran savaş gemisinin Mısır'daki Mübarek rejimi devrilir devrilmez 30 yıl sonra ilk kez Süveyş kanalını geçerek Suriye'ye demir atmasında,
Mesele Mısır ve Tunus olunca sesini çıkarmayan ABD ve AB'nin iş Libya'ya gelince NATO'nun müdahalesini savunan açıklamalar yapmasında,
ABD'nin Bahrey'deki 6. Filo'yu biranda Basra Körfezi'nden çıkararak Süveyş üzerinden Libya'ya doğru göndermesinde,
40'ı aşkın ülke Libya'dan vatandaşlarını tahliye etmek için Türk donanmasından yardım isterken, Almanya'nın bu seçeneği es geçerek hep topu 160 vatandaşı için Akdeniz'e 600 askerinin bulunduğu 3 savaş gemisi göndermesinde,
__ İşte tüm hamlelerin temelinde Akdeniz'in kime ait bir deniz olacağı meselesi yatıyor. Akdeniz'in bir yakasında rejimler domino taşları gibi dökülürken, Akdeniz'deki doğalgaz ve petrol rezervlerinden kimin pay alacağı, Avrupa'yı besleyen enerji hatlarının kontrolünün kimin veya kimlerin kontrolünde olacağı bu çekişmenin sonunda belirlenecek.__
Meselenin farkında olanlar da bu süreçten kazançlı çıkmak için hamlelerini yapıyorlar
TÜRKİYE'NİN YERİ
Peki Türkiye bu çekişmenin neresinde diyeceksiniz?
NATO üyesi bir ülke olduğu için Türkiye'nin yeri de belli aslında. Ancak Ankara hep veren konumunda olmaktan bıktığı için elindeki kozları sonuna kadar kullanmakta da kararlı.
Batı'nın, Türkiye'nin önemini kabul edip Kıbrıs ve AB üyeliği konusunda kangrene dönüşen Gümrük Birliği ve vize sorunlarını çözmesini, Merkel ve Sarkozy gibi liderlerin de Türkiye karşısındaki tavırlarını yumuşatmasını istiyor.
Batı, bu talepler karşısındaki tavrını ortaya koyunca, Türkiye'nin Akdeniz'de oynanan bu oyundaki pozisyonu da netleşmiş olacak.
Özcan TİKİT










Last comments