Almanya Ludwigshafen'den 2 Ders Aldı, Ya Türkiye...
By Ozi on Saturday, February 23 2008, 23:20 - Permalink
TÜRK TOPLUMUNU YAKINDAN TANIYAN ALMAN GAZETECİ DORTE HUNEKE, 9 TÜRK’ÜN HAYATINI KAYBETTİĞİ LUDWIGSHAFEN YANGININA İLİŞKİN ANALİZLERİNİ CAFEBABEL ISTANBUL OKURLARI İÇİN KALEME ALDI.
Dorte Huneke,
Cafebabel Istanbul, LUDWIGSHAFEN
Dürüst olmak gerekirse pazar gecesi Ludwigshafen’deki yangının neden ve nasıl çıktığı henüz tam olarak aydınlanmış değiliz. Nasıl olduğunu bilmiyoruz ama bir ev öyle ya da böyle yandı. Almanya’da yaşayan 9 Türk Alevi bir yangında yaşamını yitirdi. Yanan evde alev kapanına sıkışan çaresiz amcası tarafından pencereden atılan bebeğin ölüm ve yaşam arasındaki ürpertici yolculuğunu gösteren fotoğraf hepimizin hafızasına kazındı. Bu fotoğraf 9 kişiye mezar olan evdeki ölümcül yangının da sembolü oldu.
11 aylık yeğenini son kez görüyor olabileceğini düşünerek öpen, gözyaşları içindeki anne ve babanın endişeli bakışları altında onu 3. kattaki pencereden aşağı bırakan genç adamın o an aklından geçenleri ve içinde bulunduğu ruh halini kelimelere dökmek her ne kadar zor da olsa, bunun olaydan sonra yapılan birçok yorumun aksine sevgi, güven, sorumluluk ve temiz kalplilikle girişilen bir hareket olduğu kesindir. Tıpkı; gerçeklerden habersiz olarak itfaiyenin yangın yerine 20 dakika sonra geldiği söylentisine inanarak önyargılı davranan, aslında 2 dakika içinde yangına müdahale ederek daha büyük bir facianın yaşanmasını canını dişine takarak sağlayan kahraman itfaiye erlerine saldıran 37 yaşındaki Türk gibi, ne yazık ki bazı vatandaşların yaşadıkları üzüntü ve umutsuzluk, heyecan görevlilere yönelik tepkiye dönüştü. Bazı Türk gazeteleri de yangına adeta körükle gitti. Yangının nedeni henüz erken soruşturma aşamasında bile değilken Hürriyet gazetesi, Ludwigshafen şehrini “Nazi Yuvası” olarak ilan etti, bununla da yetinmedi, ortada herhangi bir kanıt yokken kişilerin tamamen önyargılarına dayanan ve Almanya’da yaşayan 4 Türk’ten 3’ünün yangını Almanların çıkardığını öne süren bir araştırma yayınladı. Şimdi sormak lazım, böyle bir araştırmayı yayınlamanın kime ne tür bir faydası olabilir?
Gerçekten de Almanya’daki Türkler’e uzun süre misafir gözüyle bakıldı ve zaten birçoğu da ileride birgün Türkiye’ye dönecek misafir olarak gördü kendini. Türk ve Almanlar’ın kendilerini “biz –onlar” olarak gördüğü tartışmalar artık geride kaldı. Hassas davranarak Solingen ve Mölln olaylarını anımsatmaktan uzak dursa da Erdoğan’ın bu konuşması biranda Almanya’yı 1980 ve 1990’ların başındaki tartışmalara geri götürdü. Himayeci ve hor gören bu tür açıklamalar insanların birbirini daha iyi anlaması ve ilişkilerin iyileştirilmesi için çalışan binlerce Türk ve Alman’ın çabasına zarar veriyor. Hayatını Almanya’da inşa eden ve başarılı bir kariyere ulaşan çok sayıda Türk bulunuyor. İtiraf etmek gerekirse bu göçmen topluluğunu fark etmek Almanya için uzun, karışık ve zor bir süreç oldu. Fakat aradan geçen yıllarda Almanya entegrasyonu sağlama yolunda önemli bir mesafe kat etti. Irkçılığın sorunlarına çözüm olacağını düşenecek kadar beyinsiz olan insanlar da ne yazık ki hala var. Bu zihniyetteki insanların her toplumda bulduğunu inkar etmek hata olur. Buna karşılık nereli olursa olsun, zayıf ruha sahip insanları, ırkları nedeniyle birbirine karşı kışkırtacak yönde hareket etmek hata değil midir?
Hangi ülke daha iyi anavatan Türkiye mi, Almanya mı? Bu tartışma bazı noktalarda pinpon oyununa dönüştü. Berlin’de Humboldt Üniversitesi’nde okuyan Deniz “Eğer ikinci dili öğrenmeden ana dilin öğrenilmesi gerçekten bu kadar önemliyse, Erdoğan neden Türkiye’de Kürtçe dilinde eğitim veren okulların açılmasına izin vermiyor” diyor.Yangında 9 ferdini kaybeden ailenin mensubu olduğu Alman Alevi toplumu da Erdoğan’ın sözleri karşısında savunmaya geçme gereği gördü. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Sekreteri Ali Ertan Toprak yaptığı açıklamada Erdoğan’ın açıklamalarını “yüzsüzce” “insafsızca” olarak bulduğunu söyledi. Toprak “Erdoğan buraya büyük demokratı oynamaya geliyor, fakat nedense bunu kendi evinde yapmıyor” diyor. Aleviler Müslüman olmalarına rağmen İslam’ı liberal yorumlamaları nedeniyle Türkiye tarafından Müslüman azınlık olarak tanınmıyorlar. Almanya’da yaşayan Alevi nüfusu ise 700 bin civarında. Türkiye’nin doğusunda benzeri bir trajedi yaşansaydı, 9 Alevi bir yangında ölse benzeri bir uluslararası tartışma yaşanacak mıydı. Böyle bir olay yaşanmış olsa, hemen ilk günden benzeri suçlamalar yapılarak, çok sayıda Türk Alevinin yaşamını yitirdiği 1978 Maraş ve 1993 Sivas Katliamları hatırlatılacak mıydı acaba. Bu bir tek olayla ilgili görüşlerimizin, eski korkularımızdan ve önyargılarımızdan nasıl da etkilendiğini ve bazen de bizi düşüncesizce bir sabırsızlık içine soktuğunu, günah keçileri üretmemize yol açtığını gösteriyor. Biz henüz Ludwigshafen yangınını konuşurken ve teknik bir arızanın buna neden olduğunu umut ederken, Gelsenkirchen, Pirmasens, Albingen, Marburg ve Avusturya Viyana’dan yeni yangın haberleri geldi. Türkiye’de gazeteler yanan evler Türklere ait olmasa da her yangın haberini birnci sayfadan vermeye devam ettiler. Şüphesiz ki; Ludwigshafen hakkındaki hararetli tartışmalar, öfke dolu sorumsuz suçlamalar kundaklama sonucu çıkan bu yangınları tetiklemede de etkili oldu.
Almanlar bu şok edici yangından sonra 2 ders çıkardı: Birincisi Alman politikacılar son dönemdeki çabalarına rağmen Almanya’da yaşayan Türklere toplumun benimsenmiş bir parçası oldukları mesajını henüz verememiş. İkinci ders ise, devlet demek ki artan neo nazi sempatisine karşı yeterli hassasiyeti göstermemiş. Ludwigshafen’de pencereden atılan bebeğin hayatını bir Alman polis kurtardı, birkaç gün sonra evi alevler içinde kalan yaşlı Almanı ise bir Türk kurtardı. Bu iki olay, öfkeli genelleme ve suçlamalara başvurmak yanılgısına düşmekten kurtulmamız için umut olduğunu gösteriyor.
(Çeviren: Özcan TİKİT)
