Türkiye'de Söylenebilen Ve Söylenemeyenler Üzerine
By Ozi on Thursday, March 20 2008, 00:29 - Permalink
Dorte HUNEKE, Istanbul
Türkiye’de yaşayan bir yabancı olarak insanların neyi söyleyip söylemeyeceği konusunda kafam biraz karışık. Öyle zamanlar oluyor ki bana neyi söyleyebilip neyi söyleyemeyeceğimi gösterecek bir rehberin olmasını istiyorum. Böylece en azından (veya bir başkasının) ne durumda provokatif olarak algılanacağımı, sınırın ne olduğunu bilebilirim, tabi sınırları bilmem benim her durumda çenemi kapatıp yerime oturacağım anlamına da gelmez ama muhtemel reaksiyonlara karşı en azından hazırlıklı olabilirdim.
.
Başbakan Tayyip Erdoğan kısa üre önce bir Anadolu gezisi sırasında hayatından memnun olmayan bir çiftçiye ‘Ananı da al git’ dedi ve bu söz birçok kişinin bilinç altında yer etti. Bu sözü geçtiğmiz yıl genel seçim turu sırasında söylemişti. Görünen o ki Türk seçmenler neredeyse bu sözü ciddiye bile almadılar ve oylarını AKP’ye, hakkında geçtiğimiz hafta kapatma davsı açılan partiye verdiler. Demek ki bir çiftçiye yapılan hakaret fazla birşey ifade etmiyor. Öte yandan, bir gazetenin haberinden öğrendiğimiz kadarıyla Başbakanın bu ve benzeri sözleri bir tiyatro oyununda tekrarlandı, Trabzon Devlet Tiyatrosu oyuncularının Rize’de sahnelediği ‘Düğün ya da Davul’ isimli oyunda ‘Başbakan Kimden Korkar- ABD’den, Burası yan gelip yatma yeri değil’ gibi bazı replikler de bulunuyordu. Sonuç mu, oyuncular hakkında sorşturma açıldı ve birçoğu ceza aldı.
Belli ki devlet yetkililerinin oyunları izleyecek ve Trabzon Kültür Sanat Birliği Temsilcsi Nermin Karademir gibi profesyonel oyuncuları dinleyecek kadar vakti yok. Karademir, ‘Tiyatro resmi yetkililerin sabah akşam övüldüğü bir yer değil. Karademir, ‘Medya ve halka tiyatrolara sahip çıkmaları için çağrıda bulunuyoruz’ diyor. Bu arada Baba ve Piç isimli romanında söyledikleri nedeniyle Türklüğe hakaretten yargılanan Elif Şafak’ın, İngiltere’de en prestijli edebiyat ödüllerinden Orange Prize’a aday gösrerilmesini okumak teselli verici.
Medya önemli rol oynuyor. Karademir’in söyledikleri medya konusunda da gayet doğru; Hiçbir gazeteci hükümet yetkililerinin sabah akşam övüldüğü bir yerde olamamalı, gazetecilerde mesleğini bir gereği olarak tıpkı sanatçılar gibi insanların söylediklerine eleştirel gözle bakmalı ve bunu topluma taşıyabilmelidir. Bu noktada eleştierel olmak ve doğruları söylemekten uzak, işin kolayına kaçarak bir partiyi suçlamak arasında fark vardır.
Geçtiğimiz haftalarda da şunu öğrendim ki Türkiye’de tanımadınız birine ‘’Hadi ya! Sen Alman mısın, Almanlar daha geçen gün Türklerin evlerini yaktılar değil mi, kaç kişi ölmüştü sahi, 9 mu 10 mu’’ şeklinde sözler söylemek (ki bunda payı bulunan medyayı da açık bir şekilde eleştiriyorum) hiçbir şekilde hakaret veya uygunsuzluk olarak değirlendirilmiyor.
Soruyu sorana en azından şu kadarını söyleyebildim: Hangi millete karşı olursa olsun her türlü kundaklama eylemini sert bir şekilde kınıyorum, Alman ve Türk birçok dostum da böyle yapıyor. Gerçekten de artık yeter, aramızda insanları ırklarına göre sınıflandıracak insanlar var, sorunun çözülecek olmasına inansam bunların sınır dışı edilmesini de isterdim fakat korkarım ki bu soruna çözüm olmaz. Türklere veya Alevielere karşı da hiçbir kötü niyetim, düşüncem yok ve ben Türkiye’de yaşıyorum.
Fakat ırkçılığa varan görüşlere de karşıyım ve bu sözleri söyleyenin Türk, Alman veya başka bir milletten olması da önemli değil. Ben Alman olduğum için kendimi savunmak zorunda bırakılmaktan rahatsızım, bu nahoş sözler için Türk halkını suçlamıyorum, ben bu düşünceden sorumlu olanları ve söylenen sözlere gözü kapalı inanarak ve onları destekleyenleri suçluyorum .Türklere karşı seri saldırıların arkasında Almanlar olduğunu bana söyleyen Van’daki eğitimsiz kasetçinin veya Ortaköy’deki kuyumcunun bunda bir hatası yok, burda hata asıl hata, Alman hükümeti Türk toplumunun temsilcileriye entegrasyon zirvesi düzenlerken, Türk okurlarını, ‘Almanlar Türkleri sevmiyor’, ‘Alman hükümeti Türlere karşı bilinçli şekilde faşist bir politika izliyor’ yalanlarına inandıran gazetecilerdedir. Bu tür sert, genellemeci ve savunulması imkansız suçlamalar Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkileri iyileştirmede de hiç faydalı olmuyor, ne yazık ki basit düşünen, tiraj ve kar amacıyla manşet ve başlıklar atanların yaktığı ateşi daha da alevlendiriyor.
• Son paragraftaki alıntı Referans Gazetesi Yazarı Yiğit Bulut’un "Türkiye Uyurken, Almanya Türkleri Yaktı" başlıklı yazısından alınmıştır. Aynı yazı Turkish Weekly gazetesinin web sitesinde de yayınlanmıştır. Makalenin linki: http://www.turkishweekly.net/news.php?id=53516
(Çeviren: Özcan Tikit)

Comments